Vampirist Forum
Sitemizden daha iyi yararlanmak ve diğer üyelerimizle tanışmak için lütfen 15 saniyenizi ayırarak sitemize üye olabilirsiniz...
Kontrol Paneli

____________________________ Anasayfa'm Yap
Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» wampir mi dediniz ??? ben biliyorum !!!
Salı Eyl. 19, 2017 4:26 pm tarafından Karga

» YOKLAMA
Salı Eyl. 19, 2017 4:19 pm tarafından Karga

» Vampir Hastalığı(Porfiria)
Paz Mayıs 19, 2013 8:08 pm tarafından mannak_

» Sohbet bölümü
Paz Mayıs 19, 2013 2:58 pm tarafından mannak_

» Peter Plogoyowitz
Çarş. Nis. 10, 2013 5:12 pm tarafından Psyche7


Vampirizm Mitinin Tarihi ve Diğer Milletlerde Vampir Karakterleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

olmamis Vampirizm Mitinin Tarihi ve Diğer Milletlerde Vampir Karakterleri

Mesaj tarafından Karga Bir Cuma Ağus. 14, 2009 2:45 am

Vampirizm Mitinin Tarihi ve Diğer Milletlerde Vampir Karakterleri

Vampir efsanesinin kökünü Mezopotamya'daki Dicle ve Fırat nehirlerinin yakınlarında olan kil ve taş levhaların üzerinde yazılmış Assuri yazılarında aktarmak lazımdır.

Assuri'de göze görünmeyen ve insanları tesiri altına sala bilen “Ekimmu” adlı vampirin varlığına inanılırdı. Efsaneye göre o, tahtadan yapılmış silahlarla, yahut da kötü ruhları kovan birinin yardımıyla yok edilebilirmiş.

Vampirler hakkında olan efsânelerin tohumlarının kadim Babil'e dayandığını iddia edenler de az değil.

Bundan başka, İbranilerin mukaddes kitabında adı geçen Lilith, büyük ihtimalle, ilk vampirlerdendir. Lilith, geceleri baykuş kılığına girip dolaşarak avlamak için çocukları ve kadınları kullanırdı. Efsaneye göre Lilith, Hz. Adem'in güyâ Havva'dan sonraki karısı olmuş, sonraları Adem'e itaat etmekten imtina ederek Şeytan'ın tarafına geçmişti. Çünkü o, artık her şeye kötülük gözü ile bakıyordu. Netice olarak o, Adem'le Havva'nın evlatlarına, yeni bütün insan soyundan olanlara saldıran bir vampire dönüşmüştür.

Vampire benzeyen, kanı beynine sıçramış insan gibi tasavvur olunan “Ching shih” adlı varlığa kadim Çin efsanelerinde de rastlamak mümkündür. Efsaneye göre bu yaratık, kurbanını zehirli nefesi veya kanını emerek öldürürmüş. Anlatılanlara göre onu adi silahla veya güneş ışığından istifade etmekle yaralamak ve hatta öldürmek mümkünmüş..

Kadim Hindistan tarihinde ise “kan içenler” hakkında olan mitlerin kökü, hele eramızdan evvel 3. minilliye kadar uzanır. Şimdiki Hindistan'ın, Nepal'ın ve Tibet'in genel hatlarının geçtiği Hint Irmağı vadisinde, kayalar üzerinde yeşil renkli, tutkun göy bedenli ve uzun köpek dişleri aydın seçilen tanrıların tasvirleri ve putları kalmaktadır. Onlardan biri olan Kadim Nepal ölüm tanrısısı içerisinde kanlı bir havuzun içinde kaya kimi ucalan iskelet yığınları üzerinde elinde kanla dolu kelle kapağına (kafa tası) benzeyen bir kadeh tutmuş vaziyette tasvir olunmuştur. Duvara çizilmiş bu tasvirlerden bazılarının tarihi, m.ö. 3000'e kadar uzanır. Vampirizmle ilgili fikirleri ile tanınan Delhi Üniversitesi'nin profesörü Varma hemin ölüm tanrısını, elece de Tibet iblisini ve kadim monkal zaman tanrısını mitoloji tarihinde ilk vampirler olarak tanımlar. Hint edebiyatı tarihinde, vampirler, tahminen günümüzden 1500 yıl öncesine ait olan yazılarda rakşasa, kadim Hint dilinde “muhafaza eden” demektir. hayvan özlü bir insan veya insan üzlü bir hayvan olarak tasavvur edilen bu varlıklar, güyâ kurbanlarının etini yiyip, kanını içerlermiş) ve laksuiram (körpelerin kanını emen çekici ve güzel kadınlar) olarak adlandırılmıştır. Şunu da belirtelim ki, Kadim Hindistan rivayetlerinde ağaçtan baş aşağı vaziyette asılmış, yarasaya benzer ve kana ihtiyaç duyan “Baital” adlı vampire benzeyen varlıktan da söz edilir.

Bundan başka, Kerbi Hindistan'da, yaşlı kadın kılığında gece vakti insanları avlayan “Loogaro” adlı vampirden de bahsedilir..

Malezya efsanelerinde ise vampirlere “penangalen” adı veriliyor. Bu bedensiz baş, güyâ çocukların karnında yuva kurarak onları içeriden yiyormuş.

Doğu Avrupa'da karaçılar, “Mulo” adlı yaratığın varlığına inanırlardı. Anlatılanlara göre “Mulo”, ölmüş insanların ruhu olup geceleri cesedini mezarında terk ederek güneşin ilk şafağı ile geri döerlermiş. Efsaneye göre, onlar görünmez olsalar da, ona inanan insanların gözüne asıl bedenleri ile görünebilirmiş. Doğu Avrupa'da karaçılar hemçinin, “erkek mulolar”ın dul karaçı kadınları hamile ettiğine ve ondan doğulan “dhampir” adlı vampirin de var olduğuna inanırdılar.

Vampirlerle bağlı efsanelere başka halkların mitolojisinde da rastlamak mümkündür. Örneğin, Arapların 1001 Gece Masalları'nda insan etini yiyen “Akul” adlı dişi vampire benzer yaratıklarla ilgili hikâyeler vardır.

Kökü ruhlara dayanan Afrika inançlarında da vampir efsanesinin izleri vardır. Bunun gibi, Afrika'nın bâzı kabilelerinde bir ölünün tekrar dirileceğine, onun canlı bir varlığın kanı ile yaşayabileceğine inanılır. Kerbi Afrika'da demir dişleri ve karmak ayakları olan insana benzer “Asasabonsam” adlı vampirlerin de var olduğuna inanılırdı. Efsaneye göre onlar, karmak ayakları ile ağaçtan başaşağı vaziyette sallanarak yaşıyor, kurbanlarının parmaklarından dişliyorlardı.

Yeni Gine'nin Camma kabilesinde Ovengua cini veya Borneo adasında yaşayan Dayak kabilesindeki “Buau” adlı yaratık da bu tür inanışlara dayanan varlıklardır.

Vampirlerle bağlı diğer ilgi çekici rivayetse, İngiltere tarihine aittir. 1200'lerde İngiltere'de yaşayan dindar Walter Map adlı şahıs, bir vampirin bütün kent ahalisinin kanını emerek öldürdüğünü iddia etmiştir. Map'ın söylediğine göre, güyâ kentte sağ kalan sonuncu insan, kılıcı ile kana susamış vampirin başını iki yere bölmüştür.

Tanınmış vampir araştırmacısı Montague Summers, 1928'te Londra'da, 1929'da ise New York'ta tekrar basılan “The Vampire: His Kith & Kin” (“Vampir – kohumları ve ailesi”) adlı eserinde (Giriş, 5 bölme ve bibliyografya hisselerinden ibaret olan bu kitapta vampirlerin kökeni, kökü, onlara ait edilen hususiyetler, hemçinin Assuri'de, Doğu'da ve bir sıra kadim ülkelerde vampirlerin tarihi, benzeri edebiyatta vampirlerle bağlı yazılan eserler hakkında etraflı şekilde bahsedilir) ispanyolların gelişinden evvel vampirlerin Meksika'da primaeval meşelerinde yaşamış olduğunu söyleniyor. Bu ülkede, geceleri insanları avlayıp kanlarını içen, ayaklarını bedeninden ayırarak kılık değiştirebilen “Tlahuelpuchi” adlı vampirin var olduğuna inanılırdı. Meksika efsanelerinde, genç insanları vampire çeviren “Civaveteo” adlı vampirlerden de bahs olunur.

Brezilya'da “Jaracara” adlı vampirlerin var olduğuna inanılırdı ki, güyâ o, Yılan gibi görünüp, uyuyan kadınların kanını ve sütünü emermiş.

Cenubi Amerika'da “Azerman” adlı, gündüzleri kadın cinsinden olan, insan kılığında; fakat geceleri yarasa veya diğer bir hayvana dönüşen bir vampirin var olduğuna inanılırdı. Efsaneye göre eğer tohumlar yerde sepelenmiş halde olsalardı, vampir hemen onları saymak için dayanırmış. Yahut eğer kapının karşısında süpürge olsa, o, asla eve girmezmiş.

Mısır'da şehvet ve aşk maceraları ile meşgul olan kara saçlı “Kyra” adlı vampirin var olduğuna inanılırdı.

İrlanda'da bir kelt efsanesinde, Waterford da Strongbow ağacının yanında basdırılmış – kişileri baştan çıkararak onlara sarılıp kanlarını kurtarana kadar içmek için yılda bir defa mezarından çıkan – “Dearg-due” (“Kızıl kan emici”) adlı meşhur bir kadın vampirden bahsedilir.

Avustralya'da yarasa gibi kanatları olan, pis kokan, insan kılığında “Garkain” adlı vampirlerin var olduğuna inanılırdı. Efsaneye göre tüfeyli gezen bir avcı veya köpekmiş. Bir insan, onun “mangrov” adlı meşesine girerse, o, ağaçtan avınınn üzerine çullanır ve kanatları ile onu tutarmış. O zaman kurbanının pis kokudan nefesi kesilir, “Gurkain” ise onun bedenini yermiş.

Bulgaristan'da tek burun deliği olan “Krvopijacs” (“obour” adı ile de tanınır) adlı vampirin var olduğuna inanılırdı. Efsaneye göre bu vampirler, mezarların etrafında güller gördüğünde hareketsizleşirlermiş. Onları öldürmenin tek yoluysa büyü yaparak ruhlarını bir şişe içerisine katıp ateşte yakmaktı.

Albania'da gece vakti sinek kılığına girerek insanların kanını içen “Shitriga” adlı vampirin var olduğuna inanılırdı. İlginçtir ki, XX asrın ilk yıllarında bir çok ermeni, bu yaratığı insan ölümlerinin esas sebebi gibi kabul etmiştir (Şaşılacak birşeydir ki, göresen, ne için kondarma “kırğın” ve “katliam” olayları uydurarak kendilerini ezilen bir millet gibi keleme veren menfur Ermeniler, bu insan ölümlerinin de sebebini Azerbaycan, bütövlükde ise Türk milletinin üzerine atmak istemedi?. Yoksa, akıllarına mı gelmedi?!).

Polonya ve Rusya'da, normal insan gibi göze görünen, fakat ağzında diş evezine arı iğnesi olan ve avına gün battıktan geceyarısına kadar çıkan “Vampir” adlı vampirin var olduğuna inanılırdı. Efsaneye göre o, yalnız kaldığı zaman vücudu patlar, bedeninden yüzlerle iğrenç hayvanlar meydana gelirdi. Anlatılanlara göre onlardan biri kaçarsa, “vampir”in ruhu da kaçmış olurdu ki, bu da onun gelecekte intikam almak için geri dönmesine sebep olurdu.

Kadim Yunanistan ve Roma mitolojilerindeyse, kan içenler – güzel kadın veya korkunç ruh kılığına girerek insanları avlayan lamiyalar, rikolaklar ve başka suretlerle temsil olunmuştur. Lamiya yunan mitolojisine göre Tanrılar Tanrısı Zeus'un aşık olduğu kadındır. Zeus'un karısı Hera, ona karşı savaşmıştır. Lamiya, delirmiş ve öz oğlunu öldürmüştür. Bundan sonra o, geceleri insanların çocuklarını hemen üsulla öldürmek için ava çıkmıştır.

Yunan efsanelerinde yeni ile geçen gün göze görünen, yarı insan, yarı hayvan olan “Callicantzaros” adlı vampirden de bahsedilmiştir. Anlatılanlara göre o, kasabaların girişinde veya düzenlik yerlerde gezip yeraltındaki mağaralarda yatarmış. Güya “Callicantzaros” yeryüzüne çıktığında, ölümlü bir kadını yeraltı dünyasına gelin getirmek ve ondan bir çocuğu olması için kaçırlarmış. Efsâneye göre ana ve babası ölümlü olan bu vampirin dişledikten sonra yediği ilk kurbanı, kendi erkek ve kız kardeşi olmuştur.

Yunan rivayetlerinde muhkem pençelere sahip olan, kurbanlarının kanını içen vampire benzer “Keres” adlı varlıktan da söz edilir.

Yunan ve Roma mitolojisinde yer alan bir hikâyeyse “Mennipus” adlı genç bir adamın düğününden bahs eder. Bu düğünde, tanınmış bir filozof olan Tyanalı Apollonius, çok güzel olduğu söylenilen gelini araştırır. Sonunda, gelini vampir olmakla suçlar ve hikâyeye göre gelin, vampir olduğunu itiraf eder. Efsâneye göre gelinin Mennipus ile evlenmesinin sebebi, elinin altında her zaman içebileceği tâze kan saklamaktır. (Bu hikâye, bizim eranını birinci yüzyılda Philostratas adlı şahıs tarafından da ifâde edilmiştir).

Roma halkı, geceler, baykuşa dönüşerek çocukların kanını emen ve onların iç organlarını yiyen “Stryx” adlı vampirin var olduğuna da inanırdı.

Azerbaycan'ın ve Türkiye'nin bâzı bölgelerinde toprağa gömüldüğü gün mezarlarından çıkarak insanları korkudan “hortdan” ve “hortlak” adlı varlıkların var olduğuna inanılır. Anlatılanlara göre, yaşadığı zamanlarda kötülük yapan, insanların arasını açan ve dedikodu ile meşgûl olan insanlar, öldükten sonra dirilirler. Farz edilir ki, bir insanın hortlaması hoş, karşılanmayan bir olaydır. Çünkü hortlayan insanın ahretten kovulduğuna inanılır. Güyâ geceleri mezarından çıkan, kefenle ortalıkta dolaşan her iki yaratık, onları öfkelendiren insanlara sataşıyor, hızla kaçıyor, ata biniyor, silahtan istifade ediyor, istediği insanı dövüyor, sevdiği insanı kaçırıyor, evlere saldırıyor, yol kesebiliyor. Bu yaratıklar, kadın veya erkek olabilirler, fakat genellikle çirkin kadın olurlar. Onların mekânı, kimsesiz ve tenha yerler, özellikle de mezarlıklardır. İnanca göre hortdan ve hortlağın saldırmasından korunmak için, mezarlığın yanından geçerken duâ okumak gerekir.
avatar
Karga
ADMIN
ADMIN

Klanı : Malkavian
Mesaj Sayısı : 106
Kayıt tarihi : 06/08/09

http://vampirist.vampire-legend.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz