Vampirist Forum
Sitemizden daha iyi yararlanmak ve diğer üyelerimizle tanışmak için lütfen 15 saniyenizi ayırarak sitemize üye olabilirsiniz...
Kontrol Paneli

____________________________ Anasayfa'm Yap
Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» wampir mi dediniz ??? ben biliyorum !!!
Salı Eyl. 19, 2017 4:26 pm tarafından Karga

» YOKLAMA
Salı Eyl. 19, 2017 4:19 pm tarafından Karga

» Vampir Hastalığı(Porfiria)
Paz Mayıs 19, 2013 8:08 pm tarafından mannak_

» Sohbet bölümü
Paz Mayıs 19, 2013 2:58 pm tarafından mannak_

» Peter Plogoyowitz
Çarş. Nis. 10, 2013 5:12 pm tarafından Psyche7


Vampir Mistizmi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

olmamis Vampir Mistizmi

Mesaj tarafından heart of darkness Bir Salı Kas. 24, 2009 12:25 am

Vampir.. Merak edilen, ölümsüz, karizma değil natural gizem, ruhani üstünlük, lanetli fakat kutsal, tutku(sadece iki insan arasında ki duygu bağı olarak algılanmamalı), asillik, karanlık, yalnızlık, soğuk, ay, mezarlık, şato.. gibi kavramlar gelir ilk olarak akla.Günümüzün Frp kitapları ve korku hikayelerinde vampirlerden bahseden yazarlar, bu şekilde aksettirir onları okuyucuya.

Bu gizemli, daha gizeminin %10 u bile çözülememiş bu evrende, bu dünyada, Hergün milyonlarca yenişey duyduğun, hayatına etki edecek hatta yön verecek şeylerin olduğu bu gezegendeki kara parçalarına ayak bastılar mı hiç ?Mantıklı ve genel açıdan düşünürsek, insan ırkının da varolması pek bi mantık içermiyor benceya da hayvanların,ağaçların..basit görevleri değildir kastım.

Tarihin başlangıcından bu yana bilinmeyeni araştıran ve merakı ve ulaşamama duygusu ile masturbasyon yapan insanoğlu, zamanında Onlarıda hedefleri arasına aldı.Emeğin doğallığından ziyade insanları ipuçlarına g*türen “ipuçları” oldu hep.Gücü kesilen, yorumunu yaptı ve çekildi sahneden.Hazıra alışkın insanoğlu da her önüne geleni kabul etme ve doğrulama arzusuyla benimsedi.Çünkü, bilinmeyene bir ek yapmak inanılmaz değerli kılıyordu.Şimdi de, ek yapılmış-yapılmamış kaynakları inceleyeceğiz.

Vampir efsanesi ilk uygarlıklardan olan Asur ve Babillilere kadar dayanmaktadır.Tarihi tam olarak bilinmesede vampir hikayesinin kanıtı Mezopotamya’daki Tigris (Dicle) ve Euphrates (Fırat) nehirlerinin yakınındaki Kildani’de, kil yada taş tabletlerin üzerine yazılmış Asur yazıtlarında bulunmuş olabilir. Kildaniler diyarına, İncil’de geçen Abraham’ın asıl evi olan “Ur of the Chaldeans” da deniliyor.

Günümüzde ise adı çok duyulan Lilith; “ilk” olarak geçer.İbranilerin kutsal kitabında ve Babillerin Demonolojisinde tasvir edilir.İnanışlara göre;
“Lilith, ilk insan Adem’in, Havva’dan önceki karısıydı.Fakat Adem itaat etmeyi kabul etmedi.Kötü olarak yaratılmıştı ve doğal olmayan tutkuları vardı.Daha sonaları ise Adem ve Havva’nın çocuklarına(insanoğluna) saldıran bir yaratığa(vampire) dönüştü.”

İnanışlar, kıtadan kıtaya farklılık göstermiştir.Akdeniz’deki Mısır, Eski Yunan ve Roma uygarlıkları, eski Çin, Peru, Hindistan, Asyalılar, Malezyalılar, Afrikalılar, İspanyollar, Meksikalılar, farklılık gösteren inanışların etkisindeydiler.Eski Roma ve Yunanlılar, çocuklarını öldüren Lamiae’ye inanırlardı.Mitolojide; Lamiae, Zeus’un aşığı olarak geçer.Zeus’un karısı Hera onunla savaşmıştır.Lamiae, daha sonra delirmiş ve kendi çocuklarını öldürmüştür.Bundan sonra, geceleri diğer insanların çocuklarını kaçıran ve öldüren bir avcıya dönüşecektir.

Vampir hikayeleri canavarların “kiang shi” diye adlandırıldığı eski Çin’de de yer almaktadır. Aynı şekilde eski Hindistan ve Nepal’de de vampirlerin yaşadığı öne sürülmektedir.Eski çağdan kalma mağara duvarlarında, bir takım yaratıkların kan içtiği resmedilmiştir.Nepal’in “Ölüm Efendisi”, elinde kan dolu bir kadehle tahtunda oturuyor ve yine kan dolu bir havuzun önünde duruyor halde betimlenmiştir ki bu resimlerin M.Ö.3000 yıla kadar uzanan bir tarihe sahip olduklarına inanılmaktadır.Yine Eski Kutsal Hint yazılarında geçen ve M.Ö.1500 lere kadar dayanan Rakshaslar; “yokedici” yani vampir olarak betimlenmiştir.Eski Hindistan’da inanılan bir başka canavar ise bir ağaçtan başaşağı asılmış, kendi kanından yoksun ve yarasaya benzeyen bir canavar.Bu canavarın adı ise “Baital” dı.

Asyalılar ve Malezyalılar, “Penanggalen” adındaki kan içiciye inanıyorlardı.İnsan başına sahipti fakat tüm organları dışarıdaydı.Ayrıca Arabistanda, “Agul” diye hitab edilen Arap Geceleri Hikayelerinde, vampir benzeri yaratıklar olduğunu yazılmıştır; bu insan eti yiyen bir hortlaktır.

Temeli ruhlara dayalı olan Afrika inançlarında da vampir efsanesine dair işaretler vardır. Caffre kabilesi bir ölünün tekrar geri dönebileceğine ve bir canlının kanıyla yaşayabileceği inancını benimsemiştir.Eski Peru’dada ,genç birinin kanının içilerek şeytanın müritlerinden biri olunacağına inanılırdı.

Belirtildiği gibi betimlenen yaratıklar, birbirinden farklıdır.Bu da çağlara göre, insanlarda olduğu gibi Vampirlerde de gerçekleşen evrimi gösterir.

Orta Çağ Avrupasının karanlık ve cehalet dolu yıllarında bir çok insanın ölümüne sebebiyet veren “Black Death”(Kara Ölüm) denilen hastalığın aslında vampirlerin işi olduğuna inanılırdı.

“Black Death” bildiğimiz kadarıyla pireler ve farelerden yayılan bir çeşit vebaydı ve 1300′lü yıllarda Avrupa nüfusunun neredeyse 1/3′ünün ölmesine neden olmuştu.O zamanın insanları nasıl olduysa bu ölümlerden bir çoğunu vampirlerin yaptığı fikrinde birleşiyorlardı. Belki de vebanın vampirlerden yayıldığını düşünmüş olabilirler. Bazı durumlarda ise ölen bir akrabanın geri dönüp bir kurban aldığına inanılırdı. Bir diğer şekilde ölü bir düşmanın vampire dönüşmüş halde geri dönüp birilerini öldürebileceğine de inanılırdı. Bu yüzden bir çok mezar kazılmış ve vampir olduğundan şüphelenilen insanların vücutları tekrar öldürülmek üzere çıkarılmıştır.

Vampirlerin mezarlarını belirlemek için bir takım cahilce metotlar kullanılıyordu.Örneğin; bir bakire, atın üzerine çıplak yerleştirilip, mezarlığın içinden geçirildiğinde eğer at belirli bir gömüt üzerinden yürümek istemezse bu yerin bir vampirin mezarı olduğu varsayılırdı ve ölü mezardan değişik şekillerde öldürülmek üzere çıkarılırdı.

En saçma vampir inanışları vampirleri öldürmek ve vampirizmi durdurmak için kullanılan metotları kapsar. Şunu hatırlatmak önemlidir ki, bugün bize bu denli saçma gelen inançlar nasıl bir cehaletin hüküm sürdüğü bir çağda insanların umutsuz bir şekilde batıl inançların bu denli etkisi altında kalmasına neden olmuştur

Ölüler kimi zaman yüzleri güneye bakacak şekilde gömülürlerdi. Eğer ölü bir vampire dönüşmüşse mezarın yeri ölünün kaçma girişime tedbir olarak daha derin kazılır ve dış yüzey ters olacak şekilde yerleştirilirdi. Tahta kazıklar bazen mezarın üzerine dikilirdi. Böylelikle eğer vücut mezardan kalkmaya yeltenirse kendini kazığa saplamış olurdu. Kalpten saplanması umut edilirdi.

Cesetler bazen ölümden geri dönüşlerini zorlaştırmak için halıyla yada bir takım kumaşlarla sarmalanırdı bazen de kolları ya da bacakları halatla bağlanırdı. Ölünün dönüşünü önlemek için genellikle mezarın üzerine büyük kayalar yerleştirilirdi.

Köylülerin vampirlerden korunma yolları gerçekten garipti. Bunlardan en çok bilinen iki tanesi vampirleri korkutup kaçırmak için kullanılan bitkiler, “wolfsbane” (kurtboğan) ve tabii ki sarımsaktı. Ortaçağ boyunca insanlar, ölünün korkunç kokusunun – özellikle veba salgını süresince – ölüm nedeniyle bağlantılı olduğu teorisine inanıyorlardı. Ve bu ölümler bir şekilde vampirlerle ilişkilendiriliyordu. Muhtemelen ölüm kokusuna karşı, etkisini gidermek için sarımsağın güçlü kokusu kullanılıyordu. Bunun dışında sarımsak eski Romalılarda dahil olmak üzere çağlar boyu ilaç tedavisinde kullanılan bir bitki olmuştur. Çok ciddi olmasa da modern bilim bile sarımsağın bazı durumlarda insan sağlığında önemli yeri olduğuna inanmaktadır.

En ünlü olanı ise vampirin kalbine ağaçtan bir kazık sapkayıp, onu sonsuzluğa göndermekti.Komiktir ki, bu metodun malzeme altaernatiflerini günümüzün modern Avrupasının geçmişteki insan bulmuşlardır.Örneğin; İslav milletleri, kazığın ancak kül ağacından yapıldığında vampirin işini bitirebileceğine inanırlardı.Silezyalılar için meşe ağacı, Sırplar için ise lıç ağacı idealdi.Avrupadaki bBütün bu yöntemler dışında, ölülerin kafasının kesilir veya cesetleri yakılırdı.

Cahil insanları yönlendirme sorumluluğundaki Orta Çağ Avrupası kliseleri, vampirlerin varlığını kabul etti ve o tarihten ikiyüzyıl sonraya kadar, onlarla savaşma görevini üstlendi.İkiyüzyıl sonra yani 1489′da ise bir dönüm noktası kabul edilen kitap; “Malleus Maleficarum” ortaya çıktı.Bu kitap kör bir ulusa yönünü gösterecek en son şey olmalıyken, Avrupa bu kitabı rehber olarak kabullendi ve birçok masum insan “cadı” ve “vampir” iddiaları yüzünden, işkence görüp yakıldı.Eylemlerden de anlaşılacağı gibi kitap; şeytanla işbirliği içinde olanları tanımak içindi.

1600′lü yılların ortalarında, geçliğinde Yunan klisesi adına çalışan Leo Allatius, On The Current Opinions Of Certain Greeks” isimli çalışmasında vampirlerin sık sık aforozun sonucu olduğu kararına vardı.Vücudun çürümemesi ve bedenin maddesel olarak dünyayı terk edemediği görüşü Yunanlılarda vampirizmin ispatıydı.Çünkü Yunanlılarda, aforoz etme yetkisi olan rahip yada piskopos, aynı şekilde günahkarın vücudunun çürümesine engel olunmak içinde izin verebilirdi. Böylelikle günahkarın ruhu cennete gitme özgürlüğünden yoksun olacak ve günahları affedilinceye kadar yeryüzünde kalacaktı.

Leo Allatius belki de, vampirlerin şeytanın hizmetinde olan ve geceleri av peşinde koşan yaratıklar olduğunu resmen ilan eden ilk bilgindir.

Kilisenin vampirler üzerindeki gücünün kanıtlarının (vampirleri korkutmak için kullanılan kutsal haç vb.) hepsi Ortaçağ İngiltere’sinde belgelenmiştir. Newburgh’lu William adı verilen yazar M.S. 12. yy’da ölen bir adamı ele almıştır. Söylendiğine göre bu adam karısına eziyet etmek için ölümden geri dönmüştür. Bu olayın yerel halk ve rahip üzerinde oluşturduğu dehşet nedeniyle bölgenin piskoposu, ölenin geçmişte işlediği tüm günahları affetmiştir. Mezar açılmış ve gerçek yazılı bağışlama, “vampir”in vücudu üzerine yerleştirilmiştir. İnsanlar cesedin vücudunun çürümeye dair hiçbir iz taşımaması ve oldukça iyi bir durumda olması nedeniyle şaşırmışlardı ama neyse ki yazılı bağışlama herkesin iyiliği için bir kez daha mezarın içine yerleştirilir, “bu şekilde vampir bir daha kimseyi ziyaret edemeyecektir.”
Bunlara bağlı ve benzer olarak aynı uygulamalar, Paris ve Almanya’da da görülmüştür ve Leo Alltius gibi cesur yazarların katkılarıyla cehalet ve pislik içindeki Avrupa aydınlanmaya doğru yol katetti.Sonuç olarak, tıp bilimi “Black Death” gibi vebaların şeytan ve metafiziksel vampirler tarafından yayılmadığını daha gerçekçi ve bilimsel açıdan ispatlamıştır.
avatar
heart of darkness
Moderator
Moderator

Klanı : Toreador
Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi : 14/08/09

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz